Yorum

‘Kadife devrim’ ve uluslararası dengeler

SVANTE CORNELL



Gürcistan Devlet Başkanı Eduard Şevardnadze’nin geçen haftaki görevden feragati Kafkas bölgesinde bir dönemin bittiğine, Batı’ya daha yakın ve Sovyet karakteristiğinden daha uzak yeni bir kuşağın gücü eline geçirdiğine işaret ediyor. Bu durum, Türkiye’nin hayati çıkarları için, bölgede istikrarın sağlanması için eşsiz bir fırsat sağlıyor. 11 Eylül 2001 öncesinde, Kafkaslar ve Türk çıkarları Batı için çok önemliydi; çünkü bölge, birkaç yıl içinde İran Körfezi petrol yataklarından farklı olarak, Türkiye ve Avrupa’ya, küresel marketlere alternatif büyük bir kaynak getirecek olan Hazar gaz yataklarının geçiş noktasındaydı. Gürcistan da Türkiye için Azerbaycan ve Orta Asya’ya önemli bir köprü niteliğindeydi. Bu nedenler 1990’lı yılların sonundan itibaren Türk-Gürcü ortaklığının inşa edilmesine önderlik etti.

11 Eylül’den sonra, terörizme karşı savaş Kafkasları hayati öneme sahip jeopolitik bir bölge konumuna soktu. Gürcistan ve Azerbaycan, NATO ve ABD topraklarından Afganistan’a karşı yürütülen operasyonlarda ve ABD’nin Orta Asya’daki üslerinde uçuşların yapıldığı hayati bir geçiş noktası haline geldi. ABD, Şubat 2002’de Gürcistan ordusunu güçlendirmek için eğitim ve donanım programı başlattı ve Azerbaycan’la askerî bağları büyük ölçüde genişletti. Bu süreçte Türkiye de Gürcistan ile olan askerî işbirliğini artırdı. İran’ın kuzey sınırları ve Avrupa-Orta Asya arasında konuşlanmış bu küçük fakat iyi bir konuma sahip olan ülkenin öneminin ne kadar arttığını zamanla göreceğiz.

Son aylarda, iki ülkenin de yaşlanan liderleri, farklı şekillerde güç olsa da, iktidarı daha genç bir jenerasyona devretti. Şevardnadze’nin zaten çökmekte olan rejimi, büyük ölçekteki protestocular tarafından zorla görevden uzaklaştırırken Azerbaycan’ın Aliyev’i 15 Ekim’de başkan olarak seçilen oğlu İlham’ın lehine emekli oldu. Farklılıklarına rağmen bu yeni liderlikler, Sovyet politik sistemine köklü bir şekilde bağlı olan seleflerine oranla Batı ile daha yakın bir bağı paylaşıyor. Yeni liderlerin çoğu Batılı bir eğitimden geçirilmiş olan İlham Aliyev ve Gürcistan’da başkanlığa vekalet eden Nino Burjanadze Avrupa Konseyi’nde önemli görevlerde hizmet aldı. Onlar Batı ulus topluluklarının bir parçası olarak Güney Kafkasya için net bir vizyonu paylaşıyorlar ve her ikisi de ABD’nin bölgedeki müttefiki.

Onların Batı oryantasyonlarına, Gürcistan’daki krizin çözümüne ve kargaşayı takiben Azerbaycan seçimlerine rağmen yeni liderler tek başlarına bırakılmamalı. Onlar zorlu iç ve dış mücadelelerle karşılaşıyorlar: Yaygın biçimdeki yolsuzluk ve hızla tırmanan organize suç dalgası; toprakların büyük bir bölümünde ortaya çıkan ve hükümetlerin kontrolünü reddeden çözülmemiş etnik savaşların üstesinden gelme; geleceğin zenginliklerine dair verilen sözler konusunda artan oranda sabırsızlanan yoksullaşmış nüfusu tatmin etme; ve sonuncusu ama en az önemli olmayan, kırılgan devletleri üzerinde yeniden kontrol tahsis etmek isteyen Rusya’nın çabalarını uzaklaştırma.

Rusya, son on yıllarda, acımasız bir biçimde Gürcistan’ın Batı’ya yönelen oryantasyonunun altını oymaya çabaladı. Rus politikası 1990’lı yılların başında silahlı isyancıları desteklediğinden beri kesinlikle daha sofistike oldu, amacı yine aynı: Gürcistan’ın dış politikası üzerinde etki tesis etmek. Son birkaç yıldır, Moskova, politik amaçlarla Gürcistan’a yaptığı gaz desteğini kesti, OSCE kararlarına rağmen askerî üslerini boşaltmayı reddetti. Abhazya Cumhuriyeti’nin lideri Aslan Abaşidze çoktan yeni Gürcistan hükümeti ile tüm bağları kesti ve her an kendi bölgesinin bağımsızlığını ilan edebilir. Rusya’nın çıkarları petrol ve gaz yollarındaki Gürcistan üzerinde etkili olmayı kapsadığından beri bu çıkarlar Türkiye’nin çıkarlarıyla açık bir biçimde çelişiyor. Avrupa ve Amerikan liderleri Şevardnadze’nin düşürülmesini getirecek güç müdahalelerine karışmaktan geri durdu, oysa Rus Dışişleri Bakanı İgor İvanov davet edilmediği halde Rus çıkarlarına hizmet edecek bir anlaşma için Tiflis’e uçtu- Rusya’nın müttefiki Abaşidze ile danışmaya gitmeden önce.

Gürcistan’ın demokrasi ve istikrarını korumak, Türkiye’nin Kafkasya’daki hayati çıkarları için de çok önemli ve zaman harekete geçme zamanı. Türkiye yeni Gürcistan liderliğine elinden geldiği ölçüde desteğini genişletmeli. En önemlisi, Türkiye Gürcistan’la Özerk Abhazya Cumhuriyeti arasındaki tansiyonun düşürülmesine yardımda önemli bir rol oynayabilir. Uzun bir geçmişe dayanan Türkiye-Abhazya ilişkilerine dayanarak, Türkiye, Tiflis ve Batum arasında bir krizi engelleyebilecek durumdaki tek devlet. Daha da önemlisi Abhazya’nın seçimlerdeki yeri olacak. Eğer Abaşidze yeni hükümetin meşruluğunu tanımamaya devam ederse seçimlere katılmayabilir. Eğer katılırsa bu da bir sorun yaratır: Abaşidze’nin kontrolün tamamını sağladığı bu bölgede desteklediği herhangi bir üye oyların yüzde 95’ini alır. Bu Abhazya’yı ertelenemeyecek bir problem haline getiriyor ve Türkiye, Abaşidze’yi yıkıcı değil aksine yapıcı bir rol oynaması konusunda etkilemede önemli bir rol oynayabilir.

Daha geniş ölçüde, şimdi Türkiye’nin Kafkasya, Avrupa ve uluslararası arenada güvenlik çıkarları için baskı yapmaya başlamasının tam zamanı. 1999 yılında İstanbul’da, OSCE Rusya’ya, Avrupa’daki Konvansiyonel Güçler Anlaşması’nı ihlal eden Gürcistan’daki askerî üslerini çekmesini emretti. Fakat bu Batı ilgisizliğiyle karşılaştı, Rusya mamafih Tiflis dışındaki “Vaizani” üssünü tahrip ederek kapattıktan sonra taahhütünü yüksek sesle reddetti. OSCE, 1 Aralık’ta Hollanda’nın Maastricht kentinde bir zirve için yeniden toplanacak. Bu toplantı Rusya’yı taahhütlerini yerine getirmesi ve askerî üslerini hızlı bir biçimde geri çekmesi için zorlayacak.

Sonuç olarak, NATO 2004 yılında İstanbul’da bir toplantı düzenleyecek. Şimdiden Türk karar mekanizmaları, NATO-Gürcistan ve Azerbaycan arasındaki ilişkilerde bir çerçeve yaratılması için titizlikle hazırlanmış bir formül bulmaya önderlik etmeli. Bu ülkelerin NATO üyeliği için önlerinde uzun bir yol var, fakat iki ülkedeki son olaylar askerî ve politik reformlar için çok daha iyi bir ortam yaratıyor. Muhtemel bir çözüm iki aşamalı bir süreç olabilir. NATO’nun Kafkasya’daki çıkarlarını netleştirmek amacıyla birbirine yakın olan bu iki ülkeye birkaç yıl içinde NATO’ya tam üyelikte rehberlik edecek yardımcı üyelik formülü bulunabilir. Bu Türkiye için mayıs ayında ev sahipliği yapacağı toplantıyı kendi ulusal çıkarlarını ilerletmek ve Kafkasya’nın güvenliğini sağlamak için kullanacağı harika bir fırsat.

(Svante Cornell, bu yazıyı Zaman için kaleme aldı.)

JOHN HOPKİNS ÜNİVERSİTESİ ORTA ASYA KAFKASLAR ENSTİTÜSÜ BAŞKAN YARDIMCISI

02.12.2003